Nakd-i cân sarf eylesen bir pula saymaz hûblar Eylemez bunlar inen bî-zerle bâzâr ey gönül yukarıda bulunan beyti şairin deginmek istediği hususları yorumlayarak beyitte bulunan ahenk ve ritmik yapıları belirtiniz
Question
Nakd-i cân sarf eylesen bir pula saymaz hûblar Eylemez bunlar inen bî-zerle bâzâr ey gönül
yukarıda bulunan beyti şairin deginmek istediği hususları yorumlayarak beyitte bulunan ahenk ve ritmik yapıları belirtiniz
Solution
Bu beyit, Fuzuli'nin "Leyla ve Mecnun" adlı eserinden alınmıştır. Şair, bu beyitte aşk ve sevgi temasını işlemektedir. "Nakd-i cân" ifadesiyle Fuzuli, canını, yani varlığını, "pul" ifadesiyle de dünya malını kastetmektedir. "Hûblar" kelimesi ise Arapça kökenli olup, "güzellikler" anlamına gelir. Şair, canını dünya malına tercih edenlerin, gerçek güzellikleri göremeyeceğini ifade etmektedir.
Beyitte, Fuzuli'nin kullandığı dil ve üslup, Divan Edebiyatı'nın ahenk ve ritmik yapısını yansıtmaktadır. Beyit, 11'li hece ölçüsüyle yazılmıştır ve kafiye düzeni "aa" şeklindedir. Ayrıca, beyitteki "ey gönül" ifadesiyle Fuzuli, okuyucuya hitap etmekte ve onu düşünmeye sevk etmektedir.
Sonuç olarak, Fuzuli bu beyitte, dünya malına değil, gerçek güzelliklere ve aşka değer verilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Ayrıca, beyitteki ahenk ve ritmik yapı, Divan Edebiyatı'nın özelliklerini yansıtmaktadır.
Similar Questions
''Yola azm itmiş ol serkeş bana yâ hû dimez bir kez Çeküp atı başın ağyâr ile durmuş vedâ eyler'' Bu beyitte bulunan ritmik yapı unsurlarını oluşturan kelimeleri belirtiniz
Nakd-i cân sarf eylesen bir pula saymaz hûblar Eylemez bunlar inen bî-zerle bâzâr ey gönül
Soru 5DOĞRUYağmurda sırılsıklam ıslandık.Ömer Beyler akşam bize yemeğe geldiler.Sen de mi aynı hataya düştün?Bu filim çok hoşuma gitti.Yukarıdaki cümlelerin hangisinde bir yazım yanlışı yapılmıştır ?A 1B 2C 3
Kelâm, Bütünüyle Haysiyettir İlk kitap: hafıza. Şaman veya rahip, yazının icadından sonra da imtiyazlarını titizce korur, fetihlerini uzun zaman yazıya dökmez, nesilden nesile sözle aktarır; sözle, yani nazımla. Sırlar, harflere tevdi edildiği zaman bile sokağın dili kullanılmaz. İlâhiler manzum, büyüler manzum, destanlar manzum. Şairler yoğurmuş dili, düşünceyi şairler uysallaştırmış. Beşiğinde Tanrıların dilini konuşmuş insan. Nazım en olgun meyvelerini verdikten sonra nesir doğmuş. Hantal, ürkek, acemi bir nesir. Nazım, imkânlarını araştıran düşünce: hatalarını bağışlatmak için mûsikinin yardımına muhtaç; musikinin, yani veznin, kafiyenin. Nazım, ifadenin çocukluğu: sevimli ve serkeş. Nesir, bütün nazımları kucaklayan bir orkestra: girift ve kâmil. Kur’an mensurdur: Yedi Askı* şairlerini secdeye kapandıran bir nesir. Büyük nâzımların çoğu, nesirde de büyüktürler: Namık Kemal* ve Hâşim* gibi. Ama istisnası bol bir kaide bu: hecenin en usta şairi Rıza Tevfik,* nesirlerinde ne kadar derbeder, ne kadar yavan. Genç naşirler, nazmın tehzibinden geçseler şüphesiz ki üslupları daha derli toplu, daha tanınan, daha ölçülü olurdu. Heyhat ki, nazımperdazlığın tiryakilik gibi tehlikeleri de var. Bazen, bütün dikkatini, bütün hünerini nazımda tüketiyor sanatçı; mısra “haysiyet”i oluyor, cümle “haysiyetsizliği. Oysa kelâm bütünüyle haysiyettir. Bugünkü “düz yazı”nın ne edebiyatla münasebeti var, ne haysiyetle: bed, cıvık, yüzsüz. Kelimeler, ibarenin içinde, tımarhaneden fırlayan akıl hastaları gibi koşuyor. Hepsinin sırtında aynı urba, bakışlarında aynı manasızlık. Nesir yok artık. Nazım var mı ki? Yukarıda ki metni tümdengelim ve tümevarım yaklaşımı üzerinden atıflayarak daha sonra aşagıda ki konu başlıkları çerçevesi altında örneklendiriniz. 1- İsimler: 2- Fiiler: 3- Zamanlar: 4- Zamirler: 5- Sıfatlar: 6- Zarflar: 7- Bağlaçlar ve Edatlar:
aşağıda bulunan metinde isimler, fiiler, zamanlar, zamirler, sıfatlar, zarflar, bağlaçlar ve edatlar üzerinden tümevarım ve tümdengelim yaklaşımlarına yönelik bir ders sunumu hazırla. Bu sunumda, her bir dilbilgisi unsuru için tümevarım ve tümdengelim örneklerini açıklayarak, bu iki çıkarım türünün nasıl kullanıldığını ve metindeki dilbilgisi unsurlarının nasıl anlamlandırıldığını göster. Talebe-Hoca Komedyasını Asilleştirmek Hayali “Koridorda bekleyen talebeler… ve yıllardır kafama tokmak gibi inen iki kelime: sınıf yok. Gidişler, gelişler. ‘Fuzulî Anfisi’ ve yarım saat sonra, hakkı olmayan bir koltuktan hakaretle kovulan insanların utancı içinde, sığınacak yer aramak…” (Jurnal, 27.11.1963) “… Sosyoloji dalındaki kurlarım… derbederlikten kurtuldum. Elifbayı bilmeyen çocuklara Cuvillier okutuyorum. Yalnız Cuvillier mi? Sınıf bir nevi tribün. Dinleyiciler bilmedikleri dilden vaaz dinleyen bir alay bedbaht.” (Jurnal, 31.12.1963) “Derslere henüz başlamadım, çünkü başlamamı istemiyorlar… Herkesi rahatsız ediyorum… Başka bir seyyareden gelmiş gibiyim ve nesli tükenmiş tufan öncesi bir ucube…” (Mektuplar, 20.11.1966) “… Geçen cuma Rönesans’ı anlattım. Bu hafta Durkheim’i anlatacağım. Talebem bir hayli çok.” (Mektuplar, 17.4.1967) “İki saat Machiavelli’yi anlattım dinleyicilere. Dinlediler mi? Kim kimi dinliyor ki?” (Mektuplar, 8.4.1967) “Ben, insan haysiyetine yakışmayan bu talebe-hoca komedyasını kudret ve kabiliyetim nispetinde asilleştirmek hayaline kapıldım. Örneğim yoktu. İrfanı, toprağı dişlerimle ve tırnaklarımla kazarak yedi kat yerin dibinden çıkarmıştım. Çölün kumlarında altın zerreleri arayan adam…” (Jurnal, 7.8.1963)
Upgrade your grade with Knowee
Get personalized homework help. Review tough concepts in more detail, or go deeper into your topic by exploring other relevant questions.